Gıda ambalajları ve gıdayla temas eden diğer malzemeler, yalnızca gıdayı koruyan fiziksel bariyerlerden oluşmuyor. Bu malzemelerin üretiminde çok sayıda kimyasal madde kullanılabiliyor ve bu maddelerin bir bölümü ambalajdan gıdaya geçebiliyor. 2026 yılında Environmental Science & Technology dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, gıda ile temas eden malzemelerde bulunan ve kullanılabilen kimyasalların kapsamını sistematik biçimde inceleyerek önemli bir tablo ortaya koydu.

Helene Wiesinger, Lindsey V. Parkinson, Birgit Geueke, Albert Anguera Sempere, Justin M. Boucher, Etienne Cabane, Martin Scheringer ve Jane Muncke tarafından gerçekleştirilen araştırmada, bilinen 15 bin 159 gıda temas kimyasalı (Food Contact Chemicals – FCCs) incelendi. Araştırmacılar bu kimyasalları insan sağlığı açısından bilinen tehlikeleri ve gıda temas malzemelerinden insanlara maruziyet konusunda mevcut kanıtlar açısından değerlendirdi.

Çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, incelenen 15 bin 159 kimyasalın 1.222'sinin insan sağlığı açısından önemli tehlike özellikleri taşıdığının belirlenmesi oldu. Bu maddeler “FCCprio List” adı verilen öncelikli listeye alındı. Bu kimyasallar; kanserojenlik, mutajenite, üreme sistemi üzerinde toksisite, tekrarlanan maruziyet sonrasında belirli organlarda toksisite, endokrin sistem üzerinde bozucu etkiler ile kalıcılık, biyobirikim ve hareketlilik gibi özellikler açısından değerlendirildi.

Ancak araştırmanın belki de daha önemli sonucu, 13 bin 211 kimyasalın, yani tüm listenin yaklaşık yüzde 87'sinin, yeterli uyumlaştırılmış tehlike verisine sahip olmaması. Burada çok önemli bir ayrım bulunuyor: Bu maddeler “güvenli” olarak değerlendirilmiş değil. Sadece mevcut veriler, araştırmada kullanılan kriterler kapsamında bunların tehlikeli olup olmadığını değerlendirmek için yeterli değil. Dolayısıyla çalışmada bir kimyasalın FCCprio List'te bulunmaması, o kimyasalın zararsız olduğu anlamına gelmiyor.

Araştırmacılar, 1.222 öncelikli kimyasalın hangi tehlike özellikleri nedeniyle listeye alındığını da ortaya koydu. En büyük grubu, 735 kimyasalla tekrarlanan maruziyet sonrasında belirli organlarda toksisiteye neden olabilen maddeler oluşturdu. Bunu 552 kimyasalla üreme toksisitesi, 323 kimyasalla kanserojenlik, 127 kimyasalla kalıcılık-hareketlilik, 87 kimyasalla kalıcılık-biyobirikim, 58 kimyasalla mutajenite ve 46 kimyasalla endokrin bozucu özellikler izledi. Bir kimyasal birden fazla tehlike kategorinde yer alabildiği için bu sayılar birbirlerinin alternatifi olarak değerlendirilmemeli.

Araştırmada tehlike ile maruziyet birbirinden özellikle ayrıldı. Araştırmacılar 1.222 tehlikeli kimyasalı, gıda temas malzemelerinden insanlara maruziyet konusunda mevcut kanıtların seviyesine göre dört ayrı kategoriye ayırdı. Tier 1, en yüksek maruziyet kanıtına sahip grup olarak belirlendi. Bu gruptaki kimyasalların hem gıda temas malzemelerinden göç ettiği gösterilmiş hem de insan biyolojik izleme çalışmalarında tespit edilmişti. Bu grupta 94 kimyasal bulunuyor.

Tier 2'de 264 kimyasal yer aldı. Bu maddelerin gıda temas malzemelerinden gıdaya veya temas ortamına göç ettiğine ilişkin kanıt bulunurken, insan biyolojik izleme programlarında yeterli kanıt bulunmuyordu. Tier 3'teki 224 kimyasal için malzemelerden ekstrakte edilebildiklerine ilişkin kanıt vardı ancak gıdaya göç ettiklerine ilişkin kanıt bulunmuyordu. Tier 4'teki 640 kimyasal ise gıda temas malzemelerinde kasıtlı olarak kullanılabildiği bilinen ancak göç etmeleri veya malzemelerde bulunmaları konusunda deneysel kanıt bulunmayan maddelerdi.

Burada da önemli bir uyarı var: Bu dört kademe tehlikenin azalıp arttığını göstermiyor. Tier 1'deki bir kimyasalın Tier 4'teki bir kimyasaldan daha “zehirli” olduğu sonucuna varılamaz. Kademeler, yalnızca gıda temas malzemelerinden kaynaklanan maruziyet konusunda elde edilen kanıt düzeyini gösteriyor. Araştırmacılar ayrıca insan biyolojik izlemesinde bir kimyasalın bulunmasının, o kimyasalın yalnızca gıda ambalajından kaynaklandığı anlamına gelmediğini de vurguluyor.

Çalışmanın önemli bir başka boyutu ise kimyasalların tek tek değerlendirilmesi yerine kimyasal gruplarının da incelenmiş olması. Araştırmacılar 15 bin 159 kimyasalı yapısal ve işlevsel özelliklerine göre gruplandırdı ve insan sağlığı açısından tehlikeli kimyasalların yüksek oranda bulunduğu veya maruziyet kanıtının yüksek olduğu 38 öncelikli grup belirledi.

Bu gruplar arasında kamuoyunun son yıllarda sıkça duyduğu PFAS'lar ve orto-ftalatların yanı sıra daha az gündeme gelen primer aromatik aminler, organofosfatlar ve izosiyanatlar gibi kimyasal grupları da bulunuyor. Araştırmada özellikle bazı gruplarda tehlikeli kimyasalların oranının yüksek olduğu görüldü. Örneğin organokalay bileşiklerinde ve klorlu alkanlarda tehlikeli kimyasalların oranı yaklaşık yüzde 55 olarak hesaplandı. Toksik ağır metaller içeren bileşikler, izotiyosiyanatlar ve klorlu alkenler de yüksek tehlike oranına sahip gruplar arasında yer aldı.

Araştırmada PFAS grubu içinde 231 kimyasal bulundu ve bunların 44'ü mevcut kriterler kapsamında tehlikeli olarak sınıflandırıldı. Araştırmacılar ayrıca bazı gruplarda maruziyet kanıtının özellikle yüksek olduğunu belirledi. Örneğin elementler grubundaki kimyasallar için kimyasal başına ortalama FCCmigex referans sayısı 12,5; orto-ftalatlarda 12,1; toksik ağır metal içeren bileşiklerde 5,7; polisiklik aromatik hidrokarbonlar ve türevlerinde 4,7 ve alifatik amidlerde 4,5 olarak hesaplandı.

Araştırmanın ortaya koyduğu bir başka önemli sonuç ise 4.222 kimyasalın, tehlikeli kimyasalların yoğunlaştığı öncelikli gruplardan en az birinde yer alması. Bu 4.222 kimyasalın yalnızca 807'si, yani yüzde 19'u mevcut verilere göre tehlikeli olarak tanımlanmıştı. Buna karşılık 2.758'i, yani yüzde 65'i için yeterli tehlike verisi bulunmuyordu. Araştırmacılar bu kimyasalların gelecekte yapılacak toksikolojik araştırmalar açısından öncelikli adaylar olabileceğini belirtiyor.

Bu yaklaşımın arkasında önemli bir neden bulunuyor: Bir kimyasalın tehlikeli olduğu ortaya çıktıktan sonra yalnızca onun yasaklanması, aynı yapıya veya benzer özelliklere sahip başka bir kimyasalın kullanılmaya başlanmasına yol açabiliyor. Literatürde bu durum “regrettable substitution”, yani “talihsiz ikame” olarak adlandırılıyor. Araştırmacılar bunun en bilinen örneklerinden biri olarak bisfenol A'nın (BPA) yerine bisfenol S'nin (BPS) kullanılması sorununa dikkat çekiyor. Bu nedenle yalnızca tek bir kimyasalı değerlendirmek yerine, benzer yapıdaki kimyasal gruplarının birlikte ele alınması gerektiğini savunuyorlar.

Çalışmada BPA, ftalatlar ve PFAS'lar gibi daha fazla araştırılmış kimyasalların yanı sıra, hakkında çok daha az bilgi bulunan maddelerin de bulunduğuna dikkat çekiliyor. Araştırmacılara göre kimyasalların daha iyi analiz edilmesiyle birlikte bugün bilinmeyen veya yeterince tanımlanmamış başka maddelerin de ortaya çıkması mümkün. Nitekim gıda temas kimyasalları konusunda kullanılan FCCmigex veri tabanının Mart 2025 güncellemesinde, daha önceki güncellemeden bu yana 1.000'den fazla yeni kimyasalın tanımlandığı belirtiliyor.

Burada karşımıza NIAS, yani “kasıtlı olarak eklenmeyen maddeler” sorunu da çıkıyor. Gıda temas malzemelerinde yalnızca üretici tarafından bilerek kullanılan kimyasallar bulunmuyor. Hammaddelerdeki safsızlıklar, üretim sırasında ortaya çıkan yan ürünler, reaksiyon ürünleri veya malzemenin zamanla bozunması sonucunda oluşan maddeler de gıda temas malzemelerinde bulunabiliyor ve bazıları gıdaya göç edebiliyor. Bu maddelerin bir bölümünün tespit edilmesi ve tanımlanması mevcut analitik yöntemlerin sınırlılıkları nedeniyle oldukça zor.

Araştırmacılar, bilinen gıda temas kimyasallarının sayısının da gerçekte olduğundan düşük olabileceğini belirtiyor. Bunun nedenleri arasında endüstriyel üretimdeki bilgi eksiklikleri veya şeffaflık sorunları, hammaddelerde bulunan safsızlıklar, üretim ve kullanım sırasında oluşan NIAS'lar, analitik tespit yöntemlerinin sınırlılıkları ve veri tabanlarının güncellenme zamanları bulunuyor.

Çalışmada ayrıca gıda ile temas eden bir malzemenin güvenliğini yalnızca tek tek kimyasalların sınır değerlerine bakarak değerlendirmek yeterli olmayabilir görüşü öne çıkıyor. Çünkü gerçek hayatta gıdaya tek bir kimyasal değil, aynı anda çok sayıda kimyasal göç edebilir. Araştırmacılar bu nedenle “overall migrate”, yani malzemeden gıdaya geçen kimyasal karışımın tamamının biyolojik etkilerinin de değerlendirilmesini savunuyor. Benzer yapıya veya ortak etki mekanizmasına sahip kimyasallar birlikte bulunduğunda, ortaya çıkan etkilerin tek tek maddelerin değerlendirilmesine göre farklı olabileceği belirtiliyor.

Çalışmanın önemli sonuçlarından biri de gıda temas malzemelerinde kimyasal kimyasal ilerleyen geleneksel değerlendirme yaklaşımının yetersiz kalabileceği yönünde. Araştırmacılara göre binlerce kimyasalın tek tek incelenmesi zaman ve kaynak açısından sürdürülebilir değil. Bunun yerine tehlikeli olduğu bilinen kimyasalların hızla azaltılması, benzer yapıya sahip kimyasalların grup bazında değerlendirilmesi, eksik toksikolojik verilerin tamamlanması ve nihai gıda temas malzemelerinin daha kapsamlı test edilmesi gerekiyor.

Araştırmacılar ayrıca kimyasal üreticilerinin ve endüstriyel kullanıcıların; maddelerin fizikokimyasal özellikleri, kullanım alanları ve tehlikeleri hakkında standartlaştırılmış ve kapsamlı veri sağlaması gerektiğini savunuyor. Veri bulunmadığı durumlarda ise bağımsız araştırmaların yapılması ve bu çalışmaların endüstrinin finansmanıyla ancak araştırmacıların sonuçlara müdahale edemeyeceği şekilde yürütülmesi öneriliyor.

Çalışmanın yazarları, özellikle düşük göç potansiyeline sahip daha inert malzemelere yönelmenin, nihai ürünlerin ve kasıtlı olarak kullanılan kimyasalların uygun şekilde test edilmesinin ve malzemelerin içerdiği kimyasallar konusunda şeffaflığın artırılmasının önemine dikkat çekiyor.

Sonuç olarak araştırma, “Ambalajlar zehirli” gibi genelleyici bir iddia ortaya koymuyor. Çok daha önemli bir noktaya işaret ediyor: Gıda ile temas eden malzemeler, insanın farkında olmadığı çok sayıda kimyasala maruz kalabileceği karmaşık bir kimyasal ortam oluşturabiliyor. Bugün tehlikeli olduğu bilinen 1.222 kimyasal bulunurken, binlerce başka kimyasal hakkında yeterli tehlike verisinin bulunmaması, gıda ambalajlarının güvenliği konusunda yalnızca bilinen risklere değil, bilgi eksikliklerine de odaklanılması gerektiğini gösteriyor.

Araştırmacıların mesajı bu nedenle oldukça net: Gıda temas malzemelerinin güvenliği yalnızca “Bu kimyasal yasal mı?” sorusuyla sınırlı kalmamalı. “Bu kimyasalın sağlığa etkileri biliniyor mu, malzemeden gıdaya geçiyor mu, benzer tehlikeye sahip başka kimyasallarla birlikte bulunuyor mu ve kullandığımız malzemenin tamamı güvenli mi?” soruları da birlikte sorulmalı.