PFAS içermez ambalajlar tercih sebebi

Avrupa Birliği'nin ambalaj konusunda attığı yeni adımlar, ilk bakışta çevre ve plastik atıkların azaltılmasıyla ilgili bir düzenleme gibi görünebilir. Ancak konuya biraz daha yakından baktığımızda, bunun gıda sektörü açısından çok daha kapsamlı bir dönüşümün başlangıcı olduğunu görüyoruz.


Ben bu düzenlemeyi yalnızca “daha az plastik kullanılacak” şeklinde değerlendirmiyorum. Çünkü gıda ambalajı söz konusu olduğunda çevresel sürdürülebilirlik ile gıda güvenliğini birbirinden ayırmak mümkün değil.

Asıl sorulması gereken soru bence şu:

Daha sürdürülebilir bir ambalaj, aynı zamanda daha güvenli bir ambalaj mı?

Bu sorunun cevabı, ambalajın yalnızca geri dönüştürülebilir olup olmadığına bakılarak verilemez.

Çünkü ambalajın temel görevi sadece gıdayı tüketiciye taşımak değildir. Ambalaj; gıdayı fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik tehlikelere karşı korumalı, ürünün raf ömrünü desteklemeli ve tüketiciye güvenli bir ürün ulaşmasını sağlamalıdır.

Avrupa Birliği'nin yeni yaklaşımı da tam olarak bu nedenle önemli. Ambalajın tasarımından kullanımına, yeniden kullanımından geri dönüşümüne, içerdiği maddelerden tüketiciye sunulan bilgilere kadar bütün yaşam döngüsü ele alınıyor. Düzenleme, ambalajın çevresel etkisinin azaltılmasını hedeflerken aynı zamanda ambalajın işlevini ve paketlenen ürünün güvenliğini korumasını da dikkate alıyor.

Daha az ambalaj her zaman daha sürdürülebilir mi?

Son yıllarda ambalaj kullanımının azaltılması önemli bir çevresel hedef haline geldi. Daha az malzeme, daha az atık ve daha düşük kaynak kullanımı elbette önemli.

Fakat gıda sektörü açısından konuya yalnızca bu pencereden bakarsak eksik bir değerlendirme yapmış oluruz.

Çünkü ambalaj aynı zamanda gıdayı korur.

Bir ambalajın inceltilmesi veya tamamen ortadan kaldırılması, eğer ürünün raf ömrünü kısaltıyor, fiziksel hasarını artırıyor veya bozulmasını hızlandırıyorsa ortaya başka bir çevresel sorun çıkabilir: gıda israfı.

Burada benim özellikle dikkat çekmek istediğim nokta şu:

Ambalaj atığını azaltırken gıda kaybını artırıyorsak, gerçekten sürdürülebilir bir sistem kurmuş olur muyuz?

Bu nedenle geleceğin ambalaj politikalarında yalnızca ambalajın kendisinin çevresel etkisi değil, ambalajın gıdayı koruyarak önlediği gıda kaybı da birlikte değerlendirilmelidir.


Yeniden kullanım güzel bir fikir ama hijyen unutulmamalı


Yeniden kullanılabilir ambalajlar da döngüsel ekonominin önemli araçlarından biri.

Fakat gıda sektöründe “yeniden kullanılabilir” ifadesinin tek başına yeterli olmadığını düşünüyorum.

Bir ambalajın defalarca kullanılabilmesi çevresel açıdan avantaj sağlayabilir. Ancak her kullanım sonrasında o ambalajın nasıl temizlendiği, nasıl dezenfekte edildiği, kaç kez güvenli biçimde kullanılabileceği ve yeniden doldurma sırasında gıdanın nasıl korunacağı sorularının da cevaplanması gerekir.

Özellikle gıda işletmelerinde burada mikrobiyolojik riskleri, alerjen bulaşmasını, kimyasal kalıntıları ve çapraz bulaşmayı göz ardı etmemek gerekiyor.

AB düzenlemesinin yaklaşımı da bu açıdan dikkat çekici. Yeniden kullanılabilir ambalajın boşaltılabilmesi, yeniden doldurulabilmesi ve yeniden kullanılırken paketlenen ürünün kalite ve güvenliğini koruyabilmesi; ayrıca gıda güvenliği ve hijyen şartlarını karşılaması gerekiyor.

Dolayısıyla yeniden kullanım sisteminin kendisi de bir gıda güvenliği sistemi olarak tasarlanmalıdır.

Sadece ambalajı tekrar kullanmak yetmez. Onu güvenli şekilde tekrar kullanabilmek gerekir.


Geri dönüştürülmüş malzeme kullanmak tek başına yeterli değil


Bir diğer önemli konu ise geri dönüştürülmüş malzemelerin ambalajlarda daha fazla kullanılması.

Burada da tüketicinin kafasında oluşabilecek önemli bir yanılgı var:

“Geri dönüştürülmüşse sürdürülebilirdir, o halde güvenlidir.”

Oysa bunlar birbirinden farklı kavramlar.

Bir ambalajın geri dönüştürülebilir olması ile geri dönüştürülmüş malzemenin gıda ile temas açısından güvenli olması aynı şey değildir.

Özellikle gıda ile temas eden malzemelerde geçmişten gelen kontaminantların, üretim sürecinden kaynaklanabilecek maddelerin ve gıdaya geçiş yani migrasyon ihtimalinin değerlendirilmesi gerekir.

Bu nedenle gelecekte ambalaj seçiminde yalnızca “geri dönüştürülmüş içerik oranı” değil, bu malzemenin gıda ile temas açısından güvenliği ve uygunluğu da temel kriterlerden biri olmalıdır.


Ambalajın içindeki görünmeyen riskler


Bence konunun tüketici açısından en az konuşulan taraflarından biri de ambalajın içerdiği kimyasal maddeler.

Çünkü tüketici gıdayı görüyor, etiketini okuyor ve içeriğine bakıyor. Ancak gıdanın temas ettiği ambalajın hangi maddeleri içerdiğini çoğu zaman bilmiyor.

Oysa AB'nin yeni yaklaşımında ambalajın içindeki “endişe verici maddeler” de önemli bir başlık olarak ele alınıyor. Düzenleme, bu maddelerin ambalaj ve ambalaj bileşenlerindeki varlığının ve konsantrasyonunun azaltılmasını öngörüyor.

Bu noktada PFAS gibi maddeler özellikle dikkat çekiyor.

Benim açımdan burada önemli olan yalnızca belirli bir kimyasalın yasaklanması veya sınırlandırılması değil. Daha önemli olan, gıda ambalajında kullanılan kimyasalların insan sağlığı ve çevre açısından risklerinin ambalajın bütün yaşam döngüsü boyunca değerlendirilmesi.


Çünkü gıda güvenliği yalnızca üretim tesisindeki hijyen koşullarından ibaret değildir.

Gıdanın temas ettiği malzeme de gıda güvenliği zincirinin bir parçasıdır.


Tüketici artık ambalajı da okuyacak


Önümüzdeki dönemde tüketicinin ambalajla ilişkisi de değişebilir.

AB düzenlemesi, ambalaj üzerinde malzeme bileşimi hakkında tüketicinin ayrıştırmayı kolaylaştıracak uyumlaştırılmış işaretleme sistemlerinin kullanılmasını öngörüyor.

Bu aslında çok önemli bir değişim.

Çünkü ambalaj üzerindeki bilgiler artık yalnızca “bu ürün hangi malzemeden yapılmış?” sorusuna cevap vermekle kalmayacak; tüketicinin ambalajı nasıl ayıracağı, nasıl kullanacağı ve gerektiğinde nasıl geri döndüreceği konusunda da daha belirleyici hale gelecek.

Burada gıda sektörünün de tüketiciyi doğru bilgilendirme sorumluluğu artacak.


Türkiye'deki gıda işletmeleri açısından asıl hazırlık şimdi başlamalı


Her ne kadar düzenleme Avrupa Birliği mevzuatı olsa da bunun Türkiye'deki gıda sektörü açısından etkilerini şimdiden konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü Avrupa pazarına ürün gönderen veya AB tedarik zincirinde yer alan Türk üreticiler açısından ambalaj artık yalnızca satın alma departmanının konusu olmayacak.

Gıda işletmeleri;

ambalajın malzeme yapısını, geri dönüştürülebilirliğini, geri dönüştürülmüş içerik oranını, gıda ile temas uygunluğunu, kullanılan kimyasalları, yeniden kullanım koşullarını, teknik dokümantasyonu ve tedarik zincirindeki sorumluluklarını birlikte değerlendirmek zorunda kalacak.

Üstelik mesele yalnızca büyük ihracatçı firmaları da ilgilendirmiyor. Ambalaj üreticileri, gıda üreticileri, ithalatçılar, perakendeciler ve atık yönetimi sisteminin farklı aktörleri açısından yeni sorumluluklar ortaya çıkıyor.

AB düzenlemesi üretici sorumluluğunu da güçlendiriyor ve genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamında üreticilerin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri sistematik hale getiriyor.

Ambalajı azaltırken gıdayı korumayı unutmamalıyız


Benim açımdan önümüzdeki dönemin en önemli tartışmalarından biri şu olacak:

Gıda ambalajını nasıl daha sürdürülebilir hale getirirken gıda güvenliğinden taviz vermeyeceğiz?

Çünkü sürdürülebilirlik adına yapılan her değişiklik otomatik olarak güvenli veya doğru değildir.

Daha az ambalaj kullanmak önemlidir.

Daha fazla geri dönüşüm yapmak önemlidir.

Yeniden kullanım sistemlerini geliştirmek önemlidir.

Plastik kullanımını ve çevresel etkileri azaltmak önemlidir.

Ancak bunların hiçbirini gıda güvenliğinin önüne koyamayız.


Ben gıda sektörünün önümüzdeki dönemde ambalaja yalnızca bir atık yönetimi konusu olarak bakmaması gerektiğini düşünüyorum.


Ambalaj; gıda güvenliği, tüketici sağlığı, gıda israfının önlenmesi, sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi arasında kurulan stratejik bir bağlantıdır.

Bu nedenle geleceğin ambalajı sadece daha az plastik kullanan ambalaj olmayacaktır.

Gıdayı güvenli tutarken daha az kaynak kullanan, yeniden kullanılabiliyorsa hijyenik biçimde yeniden kullanılabilen, geri dönüştürülebiliyorsa güvenli şekilde geri dönüştürülebilen ve tüketiciye doğru bilgi veren ambalaj olacaktır.

Bence asıl dönüşüm de tam olarak burada başlayacak.