AB’nin Portakal ve Limon Denetimlerini Düşürmesi Ne Anlama Geliyor?
Avrupa Birliği, Türkiye’den ithal edilen portakal ve limonlarda uygulanan gıda güvenliği denetim sıklığını düşürdü. 18 Şubat 2026 itibarıyla yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, söz konusu ürünlerde AB sınırlarında uygulanan resmi kontrol oranı yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirildi. Karar, Sofya Ticaret Müşavirliği ve Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü aracılığıyla ihracatçı birliklerine resmen bildirildi.
Bu değişiklik, European Commission tarafından yayımlanan ve 28 Ocak 2026 tarihini taşıyan Commission Implementing Regulation (EU) 2026/194 sayılı uygulama tüzüğüyle hayata geçirildi. Söz konusu tüzük, AB’nin üçüncü ülkelerden ithal edilen belirli ürünler için uyguladığı sıkılaştırılmış resmi kontrolleri düzenleyen Implementing Regulation (EU) 2019/1793’ün eklerinde yapılan güncellemeleri kapsıyor.
Düzenlemenin Hukuki ve Teknik Zemini
AB’nin bu kararı, gıda güvenliğinin temelini oluşturan (EC) 178/2002 ve resmi kontrolleri düzenleyen (EU) 2017/625 sayılı mevzuat çerçevesinde alındı.
Bu sistem, AB’ye giren ürünlerde denetimleri “ürün bazlı risk değerlendirmesi”ne göre şekillendiriyor. Yani her ürün, her ülke ve her dönem aynı sıklıkta kontrol edilmiyor; geçmiş uyumsuzluklar, RASFF bildirimleri ve istatistiksel risk analizleri belirleyici oluyor.
Hangi Ürünlerde Ne Değişti?
Yeni düzenlemeye göre:
Türkiye’den ithal edilen portakal ve limonda resmi kontrol sıklığı %30’dan %20’ye düşürüldü.
Mandalina, klementin ve benzeri turunçgil hibritlerinde bu oran %20’den %10’a indirildi.
Greyfurt (reyfurt) ve keçiboynuzu zamkı içeren gıda katkı karışımları, mevzuata uyumda sağlanan iyileşme nedeniyle sıkılaştırılmış kontrol listesinden çıkarıldı.
Buna karşılık susam tohumunda kontrol sıklığı %30’a yükseltildi.
Türkiye menşeli Antep fıstığı ve Antep fıstığı içeren ürünlerde kimlik ve fiziksel kontroller %50’ye çıkarıldı.
Ayrıca ABD menşeli olup Türkiye üzerinden AB’ye gönderilen Antep fıstığı ürünleri için de aynı yüksek kontrol oranı uygulanacak.
Asma yaprakları ise, 2025’in ilk yarısında sınırlı bir iyileşme kaydedilmesine rağmen, AB tarafından hâlâ “kritik risk” taşıyan ürünler arasında değerlendiriliyor. Bu nedenle söz konusu üründe denetimlerin gevşetilmesi söz konusu değil ve sıkı kontroller devam ediyor.
Bu tablo, AB’nin herhangi bir ülkeye veya ürüne “toptan güven” ya da “toptan güvensizlik” yaklaşımı sergilemediğini; ürün bazlı ve dinamik bir risk yönetimi uyguladığını açıkça gösteriyor.
Peki Bu Ne Anlama Geliyor?
Kamuoyunda sıkça yanlış yorumlanan bir nokta var:
Denetim sıklığının düşmesi, denetimlerin kaldırılması anlamına gelmiyor.
“Kontrol sıklığı %20” demek, AB’ye giren her 100 portakal veya limon sevkiyatının yaklaşık 20’sinin kimlik, fiziksel inceleme ve gerektiğinde laboratuvar analizine tabi tutulması demek. Sistem hâlâ risk temelli çalışıyor.
Bu nedenle “limon sınırları artık daha kolay geçecek” yorumu, mutlak bir serbestlik değil; bekleme sürelerinin kısalması, parti bazlı gecikmelerin azalması ve lojistik maliyetlerde görece bir rahatlama anlamına geliyor. Özellikle Aydın gibi turunçgil ihracatında önemli merkezler açısından bu durum, sezon içinde rekabet gücünü artırabilecek bir gelişme olarak okunuyor.
Bilimsel ve düzenleyici açıdan bakıldığında bu tür bir düşüş genellikle şu durumlarda yapılır:
Önceki yıllara göre uygunsuzluk ve RASFF bildirimi sayısında azalma varsa,
İhracatçı ülkenin resmi kontrol ve izlenebilirlik sistemleri daha etkin çalışıyorsa,
AB analizlerinde, mevcut kontrol oranının artık orantısız olduğu düşünülüyorsa.
Nitekim Avrupa’daki bağımsız tarım ve üretici örgütlerinin değerlendirmeleri de bu yönde. İspanya merkezli La Unió Llauradora, 2025 yılı sonunda RASFF sisteminde üçüncü ülkelerden gelen meyve-sebze ürünlerine ilişkin 949 geri çevirme kaydı olduğunu; bunun 2024’e göre %6,5 artış anlamına geldiğini bildiriyor. Türkiye ve Mısır üst sıralarda yer alsa da, turunçgiller özelinde kısmi bir uyum iyileşmesi kabul ediliyor.
Avrupa Komisyonu, portakal ve limon gibi ürünlerde kontrol oranını düşürürken, bunu “uyumda iyileşme” gerekçesine dayandırıyor. Buna karşılık bazı Avrupa üretici örgütleri, “ayna maddeler (mirror clauses)” uygulanmadan yapılan bu gevşemelerin risk oluşturabileceğini savunuyor.
“AB’de insan sağlığı için riskli kabul edilen bir etken madde, ithalat yoluyla sofraya girdiğinde daha az riskli hâle gelmez.”
Türkiye açısından ihracatta gecikmelerin ve maliyetlerin azalması anlamına gelebilir.
Ancak bu bir rahatlama değil, izlenen bir geçiş sürecidir.
Çünkü AB sistemi, küçük bir olumsuzluk artışında denetimleri çok hızlı yeniden sıkılaştırabilen bir yapıya sahiptir.
AB’nin portakal ve limon denetimlerini düşürmesi, Türkiye’nin bu ürünlerde tamamen sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Ancak bu karar, uyumun kısmen iyileştiğine dair teknik ve ölçülü bir sinyaldir. Süreklilik sağlanamazsa, denetimler yeniden artırılır. AB sistemi tam olarak böyle çalışır.