Otobüs Bagajından Sofraya: Kaçak Et Trafiği ve Sessiz Tehlike
Tarsus’ta bir yolcu otobüsünün bagajından çıkan 300 kilogram sucuk ve çiğköfte, aslında uzun süredir görmezden gelinen bir gerçeği bir kez daha hatırlattı:
Türkiye’de kaçak ve uygunsuz et trafiğinin önemli bir kısmı, yolcu otobüsleri üzerinden yürüyor.
Bu sadece “uygunsuz taşımacılık” meselesi değil; bu, doğrudan halk sağlığını tehdit eden sistematik bir gıda güvenliği ihlalidir.
Gıda Güvenliği Mutfakta Değil, Yolda Bozuluyor
Et ve et ürünleri, gıda güvenliği açısından en riskli ürün grubudur. Soğuk zincirin bir anlık kırılması bile, bu ürünleri tüketim açısından tehlikeli hale getirir. Buna rağmen yolcu otobüslerinin:
Soğutmasız bagaj bölümlerinde
Hijyen koşulları olmadan
Belgesiz ve izlenemez şekilde
tonlarca et ve et ürünü taşındığı biliniyor.
Bu noktada şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Yolcu otobüsleri gıda taşıma aracı değildir.
Mevzuat Açık, İhlal Net
5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Gıda ve Yem Kanunu çok nettir.
İnsan tüketimine sunulacak et ve et ürünleri:
Onaylı işletmelerden çıkmalı,
Veteriner sağlık raporuna sahip olmalı,
Soğuk zincir korunarak taşınmalı,
İzlenebilir olmalıdır.
Bu şartların hiçbirini taşımayan ürünler kaçak olmasa bile güvensizdir ve mevzuata göre imha edilmesi zorunludur. Nitekim Tarsus’ta yapılan işlem de tam olarak budur.
Eğer taşınan et aynı zamanda gümrük kaçağıysa, bu kez konu yalnızca gıda mevzuatı değil, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamına girer. Yani olay idari ceza ile sınırlı kalmaz, adli boyut kazanır.
Peki Sorumluluk Kimde?
Bu sorunun cevabı tek bir aktörde değildir.
Birincil sorumlu üretici veya göndericidir.
Uygun olmayan taşıma yöntemini bilerek seçen, belge düzenlemeyen, denetimden kaçmayı tercih eden her üretici bu zincirin başındadır.
Otobüs firmaları ise “biz bilmiyorduk” diyemez.
Taşınan yükün ne olduğunu bilmek, uygun olup olmadığını sorgulamak ve mevzuata aykırı yükü kabul etmemek zorundadırlar. Aksi halde bu sistemin parçası olurlar.
Alıcılar ve aracılar da masum değildir.
Belgesiz, ucuz, kaynağı belirsiz et ürünlerini kabul eden herkes, bu riskin bilinçli taşıyıcısıdır.
İmha İsraf Değil, Zorunluluktur
Bu tür olaylarda sıkça “gıda israfı” tartışması yapılır. Ancak burada imha edilen şey gıda değil, potansiyel bir halk sağlığı tehdididir.
Soğuk zinciri kırılmış, kaynağı belirsiz, hijyen koşulları olmayan et ürünlerinin yeniden değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu nedenle imha kararı bir tercih değil, kamu sağlığını koruma zorunluluğudur.
Otobüs bagajlarında taşınan kaçak et meselesi, münferit bir olay değil; denetimlerin zayıf olduğu her noktada büyüyen bir sorundur.
Gıda güvenliği sadece tarlada ya da fabrikada başlamaz.
Gıda güvenliği, yolda devam eder veya yolda kaybedilir.
Bugün imha edilen 300 kilo sucuk, belki de yarın önlenmiş bir gıda zehirlenmesi vakasıdır.
Bunu görmezden gelmek değil, yüksek sesle konuşmak zorundayız.